Gebelik ve Doğum

Cinsellik

Gebelik Dönemi ve Doğum
12 Punto 15 Punto 17 Punto

Pek fazla düşünülmeyen konudur hamileliğe hamile kalmadan önce hazırlanmak. Aslında hamilelik öncesi yapılacak iyi bir hazırlık hamileliğin daha az riskli ve sorunsuz geçmesini sağlar.

Gebelik Dönemi ve Doğum

Hamileliğe Hazırlık.
Pek fazla düşünülmeyen konudur hamileliğe hamile kalmadan önce hazırlanmak. Aslında hamilelik öncesi yapılacak iyi bir hazırlık hamileliğin daha az riskli ve sorunsuz geçmesini sağlar.
Ekonomik, ruhsal ve fiziksel olarak 9 aylık hamilelik dönemine ve bir bebeğin bakımını ve sorumluluğunu üstlenmeye hazır mısınız? Evlilik yepyeni bir yaşam biçimidir. Birbirini çok iyi tanımayan karşı cinsten iki kişi birarada yaşamaya başlamıştır. Birbirlerini tanımaları zaman alacaktır.
Öyle az bir zaman değildir bu. En az iki üç yıl geçmesi gerekir kişilerin birbirini tanıması ve anlaması için. Genelde anlaşmazlıkların yarıdan fazlası bu ilk iki yıl içinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle yeni evlilerin yeni bir Can kararı vermeden önce birbirlerini tanımaya zaman ayırmaları gerekir. Hazırlıksız, yeterince tanımadan çocuk sahibi olmak belki de sağlıklı olarak yürüyebilecek bir evliliğe birtakım sorunlar yükleyecektir.
Hamilelik ileride de göreceğimiz gibi kadının ruhsal yaşamında fırtınalar yaratan olaylar zinciridir. Bunlardan habersiz ve bilgisiz bir baba adayı, olayları eşinin huysuzluğuna yorar. Daha hamileliğin ilk dönemiyle birlikte sorunlar ortaya çıkmaya başlar.

Hamilelik Başında Uygun Kiloda Olmak....
Hamilelik boyunca anne adayının en büyük yükü fazla kiloları olacaktır. Gereğinden fazla kilo alınması hem Anne hem de Can için bir çok rahatsızlığa neden olur.
Ayrıca gereğinden fazla alınmış bu kiloların doğum sonrası verilmesi oldukça güçtür ve genellikle de verilemez. Yine gerekenden az kilo alınması Can'ın gelişimini zayıflatır. Bu nedenle hamilelik öncesi ideal kiloda olunması gerekir. Bu ideal kilonun hesaplanması ekler bölümünde gösterilmiştir.
Sağdan soldan duyulan rastgele bilgilerle zayıflamaya kalkmak bedeni bazı önemli besinlerden yoksun bırakabilir. Bu eksiklik hamilelikte Can'ın gelişimini olumsuz etkiler. Bu nedenle zayıflama kontrollü olmalıdır. Zayıflamaya başlamadan önce bir beslenme uzmanına danışmak ve onun denetiminde zayıflamak uygundur. Ayrıca zayıflarken bir egzersiz programı uygulayarak hamileliğin bedeni yıpratıcı etkilerine karşı hazırlık yapılmış olur.
Ideal kilonun hesaplanması:
Sağlıklı bir hamilelik geçirebilmek için hamileliğe başlarken ideal kiloda olmak gerekir. Ideal kilo kişinin kemik yapısı ve boyuna göre olması gereken kilosudur. Ideal kilosunun %10 üstünde olan kişi şişman, ideal kilonun %10 altında olan kişi zayıf kabul edilir. Şişmanların hamilelikte daha az kilo almaları gerekir.Zayıflar ise normalden daha fazla kilo alabilirler.
Kemik yapısını belirlemek:
Kemik yapısını belirlemek için bir mezura ile sol bileğinizin çevresini, kemik çıkıntılar hizasından dikkatli bir şekilde ölçün.
Ekteki tablodan kemik yapınızı belirleyin. Tabi bu arada boyunuzu da bilmeniz gerekir. Boy çıplak ayakla ve saç kabarıklığı hesaba katılmadan alınmalıdır. En uygunu bir eczanede veya sağlık kuruluşunda boy ve kilo ölçtürmektir.
Kemik yapısına ve boya göre olunması gereken ideal ağırlık tabloda gösterilmiştir. Bu kilonun %5 altı ve üstü ideal kilo sınırıdır. Örneğin 60 kglık bir ağırlık için ideal kilo sınırları 57 ile 63 arasındadır. Ideal kilosundan %10'undan fazlası olan kişilerin hamilelik öncesi ideal kilo sınırlarına düşmesi gerekir.

Can'da Sakatlığa Neden Olmamak....
Hamilelikte zararlı olabilecek bazı alışkanlıklar vardır.
Bunların başında sigara gelir. Sigaranın hamilelikteki ve Can'daki zararları saymakla bitmez. Ilk akla gelenleri;
-düşük,
-erken doğum,
-Can'ın gelişme gerilikleri ve
-sonun erken ayrılmasıdır.
Ülkemizde son zamanlarda gençler arasında yaygınlaşmaya başlayan alkol ve uyuşturucuları da unutmamak gerekir. Bu iki grup zararlı madde de Can'da ciddi sakatlıklara neden olur.
Bazı iş kollarında çalışan kadınlar zararlı etkenlerle karşı karşıya kalırlar.
--Boya ,
--tekstil sanayisi ve
sağlık sektöründe çalışanlar,
sanayi bölgelerinin kirli havasını soluyanlar risk gruplarının başında gelir.
Bazı hastalıklar nedeniyle sürekli kullanılması gereken ilaçlar hamileliğin ilk aylarında Can için sorun oluşturur.. Çoğu hastalık için hamileliğin ilk dönemlerinde daha az zararlı olabilecek ilaçlar mevcuttur. Bu hastalar, hastalıklarını kontrol eden hekimlere danışmalıdır. Bu hastalıklar arasında
--şeker hastalığı,
--sara hastalığı,
--vegzema gibi cilt hastalıkları,
--romatizmal hastalıklar,
--kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon sayılabilir. Özellikle şeker hastalığı önemlidir. Hamilelikten önceki 2 ay boyunca şekerin çok düzenli olması gerekir.Hamileliğin başında şekerin yüksek ve kontrolsüz olması Can'da ciddi sakatlıklara yol açar.

Can İçin Riskli hastalıklardan Korunmalı....
--Can'da kesin olarak sakatlığa yol açabilen mikrobik hastalıklar şunlardır: Toksoplasmozis, Herpes virus, Kızamıkçık, Sitomegalovirus. Bu dört hastalık kısaca TORCH grubu olarak anılır.
--Ilk aylarda zararlı olabilecek bulaşıcı hastalıklar ise su çiçeği, kabakulak, ağır gribal enfeksiyonlardır. Bu bulaşıcı hastalıkları geçirenlerden uzak durmak gerekir.
--Bazı aşıları hamilelik öncesi olmakta yarar vardır. Eğer hastalık geçirilmemişse kızamıkçık, kabakulak ve grip aşıları yararlıdır. Risk grubundaki ana adayları Hepatit B aşısı olmalıdır. Kızamıkçık aşısından sonra en az 3 ay beklemek gerekir.
--Evde beslenen kedi, köpek, kuş gibi hayvanlar her zaman bu tip zararlı mikropların kaynağıdır. Bu tip hayvanları evden uzaklaştırmak, ya da onlara pek yaklaşmamak gerekir.
--Çiğ köfte, çiğ sucuk, pastırma, salam yeme alışkanlıklarından vazgeçilmelidir.
--Sebzeler iyice yıkanmalı ve toprağı ele bulaştırılmamalıdır. Her sebze yıkamadan sonra eller yıkanmalı ve tırnak araları fırçalanmalıdır.
-- Sütler kaynatılarak veya pastörize halde içilmelidir.
En ucuz tedavi korunmadır...
Sakat veya hasta doğmuş bir Can'ın bakımı hem üzüntü hem masraf demektir. En ucuz tedavi korunmadır. Hamile kalmadan önce sağlık kuruluşunuzu ya da hekiminizi belirleyin. Hamilelik dönemi en başından doğuma dek bir bütündür. Hekiminiz sizi tanıdığı ölçde size yardımcı olacaktır.


Hamilelikte Laboratuvar İncelemeleri
Tam Kan Sayımı
-Tam Idrar Tahlili
- Açlık Kan Şekeri
-Mikrobik hastalıkların araştırılması
-Servikal ve Vajinal Yayma
-Kromozom Incelemeleri
-Hamilelik testleri
KAN İNCELEMELERİ

Kan grubu...

Kan grubu her bireyin bilmesi gereken bir bilgidir. Ama öyle ki çoğu Ana doğum yaptıktan sonra bile kan grubunu bilmez. Ana'nın kan grubunun negatif olması kan uyuşmazlığı riski demektir. Ayrıca doğum sırasında her Ana için kan gerekebilir. Kan bulmak ülkemizde her zaman sorundur. Bu nedenle gerektiğinde kan verebilecek aile yakınları ya da arkadaşların önceden saptanması akılcı bir önlem olacaktır
.

Tam Kan Sayımı:

Otomatik cihazlarla yapılan kan sayımı incelemeleri bize kan ile ilgili birçok bilgi sunar. Kan sayımı ayrıca birçok kan hastalığının ilk belirtilerini ortaya koyması açısından önemlidir. Her kadının hamile kalmadan önce mutlaka yaptırması gereken bir incelemedir.
Hemoglobin:
100 cc kanda ne kadar demir taşıyıcısı hemoglobin molekülü olduğunu gösterir. Hemoglobin miktarının 11 gramın altında olması kansızlık belirtisidir ve tedavi gerektirir. Hamilelik öncesi hemoglobin değerinin en az 12 gram olması gerekir.
Hematokrit:
Kanın iki kısmı vardır. Katı kısmı yani kan hücreleri ve sıvı kısmı yani serum. Hematokrit 100 cc kanın ne kadarının hücre olduğunu gösterir. Kadınlarda bu değer en az %38 olmalıdır. Hamilelik öncesi %35'in altında olmamalıdır. Özellikle sık ve çok adet gören bayanlarda demir eksikliği anemisine bağlı olarak hem hemoglobin, hem de hematokrit düşük çıkacaktır. Gerekli tedaviyi görmeden hamileliğe başlanmamalıdır.
Lökosit Sayımı:
Beyazküre yada akyuvar olarak bilinen hücrelerin sayımıdır. On binin üzerinde çıkması mikrobik bir hastalığın belirtisi olabilir. Bazı gizli ve uzun süreli mikrobik hastalıklarda ise dört binin altına düşer. Ancak hamilelikte lökosit sayısının 15 binleri bulması normal kabul edilir. Bu nedenle sadece lökosit sayısna bakarak teşhise itmek hamilelikte yanıltıcı olabilir ve gerekisz tedavilere yol açar.
Trombosit sayımı:
Kanın pıhtılaşmasını sağlayan minik plak şeklindeki hücrelerdir. Eksikliği halinde kan geç pıhtılaşır. Bu durumda periferik yayma denilen kan hücrelerinin mikroskop altında incelenmesi ile kanama ve pıhtılaşma zamanı gibi incelemelerin yapılması zorunludur. Aksi halde hamilelikte kanama ile ilgili ciddi sorunlarla karşılaşılır.
MCV
Kırmızı kan hücrelerinin çapını yani büyüklüğünü gösterir. Bu değerin normalden küçük olması demir eksikliğine bağlı kansızlığın belirtisidir. Normalden büyük hücreler ise B12 vitamini ve folik asit eksikliğinin habercisidir. Bu iki vitamin eksikliği de kansızlık yapar.
MCV'nin esas önemi Talasemi taşıyıcılığının ilk habercisi olmasıdır. Akdeniz ülkelerinde sık görülen bu kan hastalığı hem anne hem de baba taşıyıcı olursa bebekte ortaya çıkabilir. Talasemi taşıyıcılarında MCV değeri oldukça düşüktür. Demir eksiklği düzeltildiği halde MCV değeri küçük ise daha ileri incelemeler yapılması gerekir. Ancak bundan önce baba'nın kan sayımının yapılması daha uygun olur. Eğer baba da taşıyıcı değilse, ana taşıyıcı olsa bile bebek risk altında değildir. En kötü olasılık Can'a da taşıyıcılığın geçmesidir. Hemoglobin elektroforezi dediğimiz bir incelemeyi bebeğin taşıyıcı olma olasılığını bilmek isteyen Ana'lar yaptırabilir.
.

Tam Idrar Tahlili

Tam idrar tahlili sayesinde böbrek hastalıkları, şeker hastalığı, karaciğer hastalığı,idrar yolu ve kesesi hastalıkları ve enfeksiyonları hakkında bilgi sahibi olunur. Sarılığın ilk tanısı idrar sayesinde konabilir. Ileri derecede beslenme bozukluğu olanlarda idrarda keton denen madde açığa çıkar. Idrarda protein olması birçok hastalığın ilk belirtisi olabilir.
Idrar mikroskopisi:
Idarda bulunan hücrelerin mikroskop altında incelenmesi ile kan, iltihap, taş, kum, böbrek hastalığı gibi birçok hastalık hakkında bilgi edinilir.
Idrar Kültürü
Kadınlar erkeklere göre daha sık idrar yolu hastalıklarına yakalanırlar. Çünkü idrar yolunun ağzı ile vajen arasında yakın ilişki vardır. Vajen yolundaki mikroplar doğrudan veya dolaylı yollarla idrar boşaltan kanala (uretra) ulaşabilir. Hamilelikte bu risk daha da artar. Herhangi bir yakınma ya da idrar tahlilinde bozukluk olmadan kültürde mikrop saptanabilir. Hamilelik öncesi bu iltihapların kurutulması gerekir.Yoksa hastalık hamilelikte ciddi böbrek hastalıklarına, erken doğumlara ve Can'da gelişme bozukluklarına neden olabilir. Ayrıca hamilelik sırasında uzun süre antibiyotik kullanılması da Can için sakıncalıdır. Kültür sayesinde enfeksiyon yaratan mikrobun cinsi saptanır. Antibiyogram adı verilen inceleme ile de mikrop için en etkili ilaç belirlenir. Böylece tedaviden olumlu yanıt alma olasılığı artar.
.
- Açlık Kan Şekeri
Aç karnına kan şekerinin ölçülmesi gizli bir şeker hastalığını ortaya çıkarmaz. Ancak hamilelik öncesinde veya başında ölçülecek açlık kan şekeri karşılaştırma yapılabilmesi için gereklidir. Çünkü hamileliğin ilk 3 ayında kan şekeri 20-30 mg azalır. Bu azalma şeker hastalığına eğilimi olanlarda bu kadar belirgin olmaz. Ayrıca bazen üst sınırda çıkan sonuçlarla karşılaşılabilir. Bu durumda hamilelik başlamadan önce şeker yükleme testi yapılması gerekir.
- HbA1c
Bu test şeker hastalığı olan ana adaylarının kan şekerlerinin dengelenip dengelenmediğini anlamak için yapılır. Eğer şeker yeteri kadar kontrol altında değilse sonuç normalden yüksek çıkar.
.

Mikrobik hastalıkların araştırılması
HBsAg:
Serum Sarılığı olarak bilinen Hepatit B 'nin taşıyıcılığını gösterir. Bu hastalığı geçirenlerin %10-15'inde hastalık bedenden atılamaz. Süreklilik kazanır. Sarılık taşıyıcılığı doğum sırasında bebeğe bulaşır ve onda sarılık, siroz, karaciğer kanseri gibi hastalıklara yakalanma riskini arttırır. HBsAg pozitif çıkan analarda HBeAg bakılmalıdır. Bu ölçüm de pozitif çıkarsa bebeğe bulaşma riski çok daha fazladır. Bu durumda doğumdan önce sarılığa karşı serumu ve aşıyı hazır bulundurmak gerekir. Bu koruyucu aşı ve serum yapılırsa bebeğin karaciğer hastalıklarına yakalanma riski ortadan kalkar.
- HIV testi
AIDS olarak bilinen bu mikrobik hastalık son zamanlarda Ülkemizde yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Bu hastalık da aynı B Hepatiti gibi doğum esnasında bebeğe geçer. Bu nedenle HIV testi hamilelik öncesi her kadının yaptırması gerekli tetkikler arasına girmiştir. Özellikle geniş kitlelere hizmet veren işyerlerinde çalışan hanımlar bu testi ihmal etmemelidir.
-Sifiliz (VDRL)
Cinsel temas ile bulaşan bir hastalıktır. Bel soğukluğu ya da frengi olarak bilinir. Farklı kişilerle cinsel temasda bulunanlarda sık görülür. Ülkemizde de eskisi kadar yaygın olmamakla birlikte hala görülmektedir. Plasenta aracılığı ile Ana'dan Can'a kolayca geçer. Can'da doğumdan sonra cilt döküntüleri yapar. Burunda çöküklük, alında kabarıklık, karaciğer-dalak büyüklüğü, sağırlık gibi bir çok hastalığa yolaçar. Anne tedavi edilmezse Can ölümleri, yenidoğan ölümleri çok sık görülür. Yaşayanlarda ise sakatlık kaçınılmazdır.
TORCH.
Hamilelik sırasında bebeğe geçip sakatlıklara yolaçan mikroplar için kullanılan bir kısaltmadır
T
Toksoplazmozisi temsil eder. Ege bölgesinde yaşayan insanların %40'ından fazlası bu mikropla karşılaşmıştır. Bu kadar sık rastlanmasının nedeni çiğ köfte yeme alışkanlığıdır. Bayanların köfte ve dolma yaparken lezzet kontrolü yapma alışkanlığı ve kedi dışkısı ile kirlenmiş yiyecek yenmesi bu mikropla karşılaşma olasılığını arttırır. Hamile adayları kedi ile oynamamalı, çiğ et ve sebze elledikten sonra ellerini iyice yıkamalı, çiğ süt içmemeli, bahçe ve toprakla uğraşırken eldiven giymelidir.
O
Sakatlığa neden olabilecek mikropları temsil eder. Bunlar arasında kabakulak, çocuk felci, su çiçeği, bel soğukluğu ve kızıl hastalığına yol açan mikroplar vardır.
R
Kızamıkçık demektir. Bu hastalık hamilelik sırasında büyük tehlike oluşturur. Ilk iki ayda bu mikrobun anaya bulaşması %60 oranında sakatlığa veya düşüğe neden olur. Bu mikrop bölgemizde çok yayın olup %95 oranında çocuklukda geçirilir. Önlem olarak hamilelik öncesi kanda bu mikrobun geçirilip geçirilmediğini gösteren teste bakılmalı, geçirilmemişse mutlaka aşısı yaptırılmalıdır.
C
Sitomegalovirus denen bir mikrobu temsil eder. Ege bölgesinde yaşayan doğurganlık çağındaki kadınların %50'si bu mikroba karşı bağışıklık kazanmış durumdadır. Hamilelik sırasında bulaşırsa Can %2 oranında önemli risk altındadır.
H
Herpes Simpleks tip 2 mikrobunu temsil eder. Ananın doğum kanalında mevcut olduğu takdirde doğum sırasında Can'a bulaşır. Hamilelik sırasında bulaşırsa düşük ya da ölü doğum yapar. Bizim ülkemizde pek yaygın değildir.
Sonuç olarak Ülkemizde TORCH enfeksiyonları önemli derecede yaygındır. Bu nedenle hamilelerde ve yenidoğanlarda sorun oluşturan enfeksiyonların erken saptanması ve gerekli önlemlerin alınması ile, doğacak Can'ın sağlığı korunmuş olacaktır.
-Vajinal Kültür
Özellikle önceki hamileliklerinde erken doğum yapmış analarda yapılması gereken bir incelemedir. Bu inceleme ile vajen içinde ciddi bir mikrop olup olmadığı anlaşılır. Beta hemolitik grubu streptokoklar erken doğuma neden olurlar. Bunlar mevcutsa kültürde saptanan mikroba uygun antibiyotiklerle tedavi edilmelidir.
.

-Servikal ve Vajinal Yayma
Smear adıyla bilinen bu inceleme ile rahim ağzı kanserine neden olabilecek belirtiler ortaya çıkarılır. 30 yaşını geçmiş her Ana adayının yaptırması gereken bir incelemedir. Ayrıca bu inceleme ile vajende mantarların, trikomonasın ve diğer mikropların yol açtığı iltihabi hastalıklar belirlenebilir. Bu iltihapların hepsi hamilelik sırasında değişik sorunlara neden olur. Bu nedenle hamile kalmadan önce inceleme yapılması yerinde olur.
.

-Kromozom Incelemeleri
Akraba evliliği yapmış olanların veya genetik hastalığı düşündüren sakatlıklara sahip bebek doğurmuş Anaların hamilelik öncesinde hücrelerini inceletmeleri uygun olur. Kan alınarak yapılan bu inceleme ile ana ve babada bir genetik bir rahatsızlık olup olmadığı anlaşılır.
.

- Hamilelik testleri
Daha 10 yıl öncesine dek bir kadının hamileliğini doğrulaması çok güçtü. Adet günü geciken her kadın hamilelikten şüphe eder. Ençok bilinen yöntem bir idrar tahlili ile hamileliği doğrulamaktır. Günümüzde bu testlerin uygulanması oldukça kolaylaştı. Artık bu testler her eczanede satılıyor ve her aile bu testleri kolayca kullanabiliyor.
Hamilelik testinin neyi saptadığını iyi bilmek gerekir. Dölyatağına yerleşen Can hücreleri HCG denilen hamilelik hormonunu salgılamaya başlar. Bu madde Ananın idrarı ile bozulmadan vücuttan atılır. Hamilelik testleri işte bu maddeyi saptamaktadırlar.
Bu testler sadece, bu maddenin vücut tarafından yapıldığını gösterir. Bu maddeyi salgılayan hücreler doğrudan Can'a ait hücreler değildir. Plasentaya ait hücrelerdir. Bu nedenle sağlıklı gelişmeyen hamileliklerde de test pozitif çıkabilir. Örneğin rahmin dışında gelişen hamilelikler, mol dediğimiz üzüm hamilelikleri, boş gelişen hamilelikler ilk akla gelenleridir. Bu nedenle sağlıklı hamileliğin kesin tanısı ancak ultrason yapılarak anlaşılabilir. Ultrasonda Can'ın kalp atışlarının ve uterus içinde olduğunun görülmesi ile sağlıklı gelişen bir hamilelik olduğu kesinleştirilebilir.

Riskli Hamilelikler.

Hamilelik Öncesinde Risk Değerlendirimesi...

Birçok modern klinik hamile adayı kadınlara risk değerlendirmesi yapmaktadır.
Belli durumlar için belli puanlar verilerek bir ana adayının hamileliğinin ne kadar riskli olduğu saptanır. Aşağıda belli başlı riskli durumlar verilmiştir.


Orta Derecede Riskli Durumlar..

17 den genç veya 35 den ileri yaş
Eğitimsizlik
Kötü ekonomik durum
Hafif kalp hastalığı
Verem hastalığı
Tedavi edilmemiş tiroit(guatr) hastalığı
Süregen akciğer hastalığı
Kısırlık tedavisi sonucu oluşan hamilelik
Daha önce iki kez düşük
Daha önce erken doğum
5 den fazla doğum
Önceki hamileliklerinde kanama
Önceki hamileliklerinde hamilelik zehirlenmesi

 

Yüksek Derecede Riskli Durumlar.

40 yaşın üzeri,
Şeker hastalığı
Yüksek tansiyon,
Ağır kalp hastalığı,
Süregen böbrek hastalığı
Kalıtımsal kan hastalıkları,
Kan uyuşmazlığı,
Alkol ve uyuşturucu bağımlılığı,
Sürekli düşükler,
Daha önce ölü doğum,
Yeni doğan bebeğin ölümü,
Daha önce sakat bebek doğumu,
Doğuma bağlı özürlü bebek doğumu.
Hamilelikte Sorunların Az Olması İçin ..

Ana adayının biyolojik olarak olgunlaşmış olması, (ilk adetten sonra enaz 5 yıl geçmesi)...
Hamilelikten en az 60 gün önceden başlayan bir hazırlık,
Tüm önlenebilir hastalıklardan korunma,
Tüm mevcut hastalıkların sıkı kontrolü,
Can'a zararlı olabilecek tüm zararlı alışkanlıklardan kaçınma,
Erken ve sık hamilelik kontrolleri,
Kabuledilebilir sınırlarda beden ağırlığı,
Bedenin besin taşıyan sistemlerinin yeterli olması,
ERKEN DOĞUM
Can'ın Anne bedeni dışında yaşamaya hazır olmadan doğmasıdır. Sistemleri tam olarak işlev görecek hale gelmemiştir.
Can Anne karnında tüm sistemlerini dışarıya hazırlar. Akciğerleri, sindirim sistemi, kasları, kemikleri dış dünyaya hazırlanır, olgunlaşır. Ama her zaman beynine öncelik tanır. Bu olgunlaşma ve doğum birbiri ile yakından ilişkilidir. Bu ilişki erken doğumu engelleyen en önemli güvencedir. Ama bazen işler ters gider. Can erken doğar. Yaşam yolculuğunu erken terkeder. Ölüme yolculuğa çok hazırlıksız yakalanır.
Ne zaman erken doğum?
Genelde 37. Hafta tamamlanmadan olan doğumlar erken kabul edilir. Doğum ne kadar erken olursa o kadar gelişmemiş bir Can doğacaktır. Halk arasında yanlış olarak 7 aylık doğumun 8 aylıkdan daha fazla yaşama şansına sahip olduğu inancı vardır. Anne karnında geçirilecek her gün Can'ın yaşam şansını arttırır. Özellikle 34. haftadan önce doğan bebekler sorunlu olacaktır. Çünkü Can'ın akciğerlerinin gelişmesi genellikle 34. haftada tamamlanır. Akciğeri gelişmemiş bir Can doğduğunda soluk alma güçlüğü çeker. Ancak yüksek basınçlı oksijen çadırında nefes alabilir. Bu nedenlerle erken doğan bebeklerin kaç haftalık olduğunun bilinmesi gerekir. Ama son adet tarihinin tam olarak bilinmediği hallerde bebeğin ağırlığı önem kazanır. 2500 gramın altı düşük doğum ağırlığı kabul edilir.1500 gramın altı ise çok düşük doğum ağırlığıdır. Genelde bebeklerin yüzde 10'u erken doğar. Bebek ölümlerinin yüzde 75'inin nedeni erken doğumlardır. Düşük ağırlıklı bir bebeğin ilk yılında kaybedilme riski normal ağırlıkla doğmuş bir bebeğe göre 200 kat fazladır. Ayrıca bunların sinir sistemlerinde ağır hasarlar ve sakatlıklar gelişme riski de 10 kat daha fazladır. Bunlarda göz ve akciğer sorunları gibi ek bir çok hasar gelişir. Çok düşük ağırlıklı bebeklerin %60'ında sinirsel özür kalır.
Neler erken doğuma neden olur?
Birçok nedensel bilgi ancak istatistiksel analizle elde edilir. Istatistik ise hiç bir zaman hastalık nedenini yüzde yüz göstermez. Sadece bir ilişki olabileceğini gösterir. Binlerce Anne incelenir. Bunlardan erken doğum yapan Anne'lerın özellikleri ile zamanında doğum yapanların özellikleri karşılaştırılır. Eğer erken doğum yapanlarda farklı bir özellik varsa bu etken erken doğum etkeni olarak kabul edilir. Tabi ki bu ilişkinin mantıklı bir açıklaması olması gerekir. Bu tip araştırmaya epidemiyolojik araştırma denir. Oysa bilimsel çalışma doğrudan olay üzerinde çalışmadır. Yani bir etkeni bir hamileye uygularsınız, eğer o etken erken doğuma yol açıyorsa o zaman kesin olarak erken doğum etkeni kabul edilir. Doğaldır ki bu tip bir çalışma insan üzerinde yapılamaz. Ancak hayvan deneyleri ile bazı olaylar araştırılabilir.
Epidemiyolojik çalışmalara göre erken doğum çok genç ve çok yaşlı annelerde daha sıktır. Daha önce erken doğum yapan Anne'nın tekrar erken doğum yapma riski daha fazladır. Böbrek hastalıkları, uterus myomları, uterus ile ilgili yapısal bozukluklar erken doğum nedeni olabilir.
Eğer Anne'nın kendisi, kendi doğum öncesi döneminde gelişme geriliğine maruz kalmışsa erken doğum yapma riski fazladır. Uterusun aşırı gerilmesi de erken doğum sancılarını başlatabilir. Ikiz hamilelikler, Amnion sıvısının fazla olduğu haller bu duruma örnektir.
Erken doğumların yüzde otuzundaki etken ise enfeksiyon, yani mikroplardır. Mikroplar bazı zehirli maddeler salgılar. Bu zehir bedenin savunma mekanizmalarını harekete geçirir. Savunma hücreleri enfeksiyon bölgesine hücum ederek vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirmek için birçok madde salgılar. Bu maddelerin etkilerinden biri prostaglandinler (PG) salgılatmaktır. PG ler uterus kasını kasar, serviksi yumuşatırlar. Böylece tedavi zamanında yapılmadığında enfeksiyon erken doğum riskini arttırır.

Beslenmenin etkisi...
Bir Anne ne kadar kötü beslenir, ne kadar kötü sağlık koşulları altında yaşarsa vücudunun mikroplar tarafından işgali o kadar kolaydır. Kansızlık, yüksek tansiyon, yetersiz beslenme, yetersiz izlem enfeksiyon riskini arttırır. Bu nedenle toplum olarak hamilelerin bakım koşullarını düzeltmemiz gerekir. Gelecek kuşakları düşünüyorsak tabi ki. Anne yaşamında stresse yol açan birçok etken erken doğumu davet eder. Hamilelikte ev değiştirmek bile erken doğuma yol açabilir. Stres sonucu ortaya çıkan hormon ve kimyasal maddeler östrojen salınımını arttırır. Östrojen ise uterus kasının kasılmasını arttıran bir hormondur.
Gelişme geriliği olan bebeklerde erken doğabilir. Bu bebekler, normal gelişme gösteren erken doğan bebeklerden daha hafif ağırlıktadır. Ama tersine bu bebeklerin yaşama şansları çok daha fazladır. Çünkü bunlar içerde zaten sıkıntı çekmişlerdir. Oksijensizliğe karşı bir çok önlem almışlar, kıt kaynaklarla yaşamayı öğrenmişlerdir. Stres altında kaldıkları için daha fazla kortizol hormonu üretmişlerdir. Bu hormon ise akciğerlerini zamanından önce olgunlaştırır.
Sigara tek başına önemli bir etkendir. Daha önceden erken doğum yapanlarda tekrarlama şansı 3 kat daha fazladır.

Ağır böbrek hastalıkları, uterusun iyi gelişemediği durumlar ve rahim ağzı gevşeklikleri erken doğum sancılarının başlamasına neden olurlar.

Ikiz hamilelikler, suyun aşırı olması, Cana ait bazı sakatlıklar erken eyleme yol açabilir

APGAR...Yenidoğan'ın karnesi...
Bu alandaki sağlık personelinin tümünün bildiği bu kavram, 1950'lerde Dr. Apgar'ın geliştirdiği yeni doğan bebeği değerlendirmeye yarayan bir puanlama sisteminin adıdır. Bugün için hala önemini korumaktadır. Bebeğin beş özelliği değerlendirilerek 10 puan üzerinden not verilir. Bunlar, kalp atım hızı, görünümü, yüz hareketleri, el ve bacak hareketleri ve solunumdur. Her özellik için 0,1, ya da 2 puan verilir. Beyin sağlam ise kalp ve solunumu kontrol altına alır. Yine yüz ve kol-bacak kaslarını hareket ettirir. Sağlıklı bir bebek doğduktan 1 dakika sonra 7 ile 10 arasında puan alır. Puan 7 nin altında ise bebeğe oksijen verilir. Bu arada bebek hafifçe kurulanır ve bir ısıtıcının altına konur. Çünkü yeterli soluk alabilmesi için kuru olması ve ısısını koruması gerekmektedir.
Eğer puan 3'ün altında ise acil önlemler gerekir. Bebek kendi başına soluk alamaz. Hala plasentasını arar. Bu nedenle ona plasentanın sağladığı oksijeni yapay yolla vermek gerekir. Bunun için ya soluk borusuna hortum yerleştirilip akciğerlere doğrudan oksijen verilir. Ya da ağız-burun maskesi ile yüksek basınçlı oksijen verilir. Bebek kendi başına soluk alıp verene kadar bu destek sürdürülür. Ancak bebeğe aşırı oksijen vermek doğru değildir. Bebek düşük oksijende yaşamaya alışıktır. Fazla oksijen gözlerine ve akciğerlerine zarar verebilir. Bu nedenle çok iyi denge sağlanması gerekir.
Erken doğan bebeğin geleceği ilk dakikalarda karşılaştığı ortamla yakından ilgilidir. Tabi organları ne kadar olgunsa yaşam şansı o kadar fazladır. Ne yapacağını bilen bir ekip ve yeterli teknolojik donanım bu bebeklerin şansıdır.

Erken doğan bebeği ne gibi sıkıntılar bekler?
- Beyin kanamasına bağlı beyin hasarı riski fazladır.
- Sindirim sistemi yeterli olgunlukta olmadığından özel beslenme ister.
- Böbreklerin yetersizliği nedeniyle sıvı ve elektrolit dengesi bozulur.
- Isı ayarlayan merkezlerin yetersizliği nedeniyle aşırı ısı kaybeder ve ısı dengesini sağlayamaz.
- Plasenta aracılığıyla Anne'den gelen glukoz ve kalsiyumdan yoksun kalır.
-Kan hücrelerinin yıkılması ile ortaya çıkan bilirübin denen sarı madde karaciğer tarafından etkisiz hale getirilir. Ama karaciğer yeterli gelişmediğinden bu işi başaramaz ve sarılık oluşur.
-Enfeksiyonlara karşı yeterli direnç ve savaşım veremez.
Tüm bu yetersizlikler bebeğin geleceğini olumsuz etkileyecektir. Örneğin biriken bilirübin beyinde çöker ve kalıcı hasarlara yol açar. Bebeğin beyin ve zeka gelişimi geri kalır. 1000 gramın altında doğan bebeklerin %75'inde beyin kanaması görülür. Neyse ki yenidoğan beyni çoğu kez bu tip harabiyetlerden fazla kalıcı zarar görmez. Ileriye yönelik önemli bir iz kalmaz.

Iyi bakım sağlıklı gelecek demektir...
Erken doğan bebeklerin bakımı çok özen gerektirir. Tüm ekibin ve ekipmanın yeterli düzeyde olması gerekir. Çalışan sağlık personeli yüksek düzeyde eğitimli olmalıdır. Günün 24 saati aynı düzeyde bakım sağlanmalıdır. Tam donanımlı bir yenidoğan bakım ünitesi uzay merkezini anımsatır. Her yerde monitörler, bip bip sesleri, sessiz ama yoğun bir koşuşturmaca, yanan sönen ışıklar. Hepsi yenidoğana Anne karnındaki ortamı hatırlatmak için gösterilen çabalardır. Cağdaş yenidoğan uniteleri Anne karnındaki çevreyi taklit etmeye çalışır. Ancak hangi bebekler yaşar, hangisinde hasar kalır, hangisi sorunsuz gelişir? Bunları önceden kestirecek testler henüz mevcut değildir. Özürlü kalan bebekler hem aile hem de toplum için yük olacaktır. Çok yoğun bakım isteyen bebeklerde özürlü kalma oranı yüksektir. Beyin hasarı ömür boyu süren ve ileri yaşlarda daha da belirginleşen bir sorundur. Erken dönemde beyini geliştirici özel çalışmalara başlanması gerekir.Gelişme döneminde beyne yaptırılacak egzersizler oluşacak kalıcı hasarları azaltabilir. Çevresinde böyle insanlar bulunanlar durumun hassasiyetini daha iyi anlarlar. Ömür boyu Anne babasına bağımlı bir insan vardır karşınızda. Bakımı hem maddi hem de manevi açıdan ağır bir yüktür. Bu kişilerin topluma verebilecekleri çok azdır. Sürekli toplumdan alır. Tüm bu nedenlerle doğum hekimliğinin en önemli görevlerinden biri erken doğumları olduğunca azaltmakdır.
Erken doğum sadece aileye değil topluma da büyük yük getirir. Toplumsal kaynaklarımız zaten sınırlı. Bu kaynakların erken doğan bebeklerin bakımı için değil, sağlıklı doğan bebeklerin daha iyi yetişmesi için ayrılması gerekir. <

Erken doğum önlenebilir mi?
En tartışmalı konulardan biridir. Birçok ilaç erken doğum sancılarını durdurabilir. Ama bu ilaçların erken doğan bebek sayısını azaltmada pek katkısı olmamaktadır. Risk gruplarını saptayarak bu kişilerin çok yakından izlenmesi, vajinal kültürlerle mikrop taraması erken doğum riskini azaltabilir. Ayrıca rahim gevşekliği olanlara dikiş atılması ve yatak istirahati yararlı uygulamalardır. Bu konuda Anne'nın iyi eğitimi ve erken doğum belirtilerini erken tanıyarak zamanında hekime başvurması önemlidir.

Erken doğumu erken farketmek...
Erken doğum tanınabilir mi? Ya da tanındığında önlem alınabilir mi? Bu da ayrı bir sorundur. Genellikle bazı belirtilerin erken doğum habercisi olduğu ancak olay iyice ilerledikten sonra anlaşılabilir. Bu durumda da çok geç kalınmış olacaktır. O halde erken doğum habercisi olabilecek belirtilerin gözlendiği her duruma erken doğum başlıyormuş gibi yaklaşmak gerekir. Fetal Monitör denen cihazla uterus kasılmalarının karın üzerinden ölçülmesi ayırıcı tanıda oldukça yardımcıdır. Ancak ultrasona göre çok ucuz ve yararlı olan bu cihaz ülkemizde ultrason kadar yaygınlaşmamıştır.
Düzenli ve ağrılı kasılmaları olan kadınların yarısında doğum eylemi başlamaz, yani herhangi bir tedavi yapılmasa da doğum ilerlemez ve durur. Bu nedenle de bir ilacın ya da tedavinin etkinliğinin değerlendirmesi güçtür.
Yalancı doğuma yalancı tedavi....
Eğer gerçekten ciddi bir durum varsa Anne'nın hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerekir. Teadviye ilaçlar serum içine katılarak başlanır ve şayet ağrılar geçerse ağızdan haplarla devam edilir. Ülkemizde ve yurt dışında en çok kullanılan ilaç Pre-par ismiyle bilinen bir ilaçtır. Ciddi durumlarda bu ilaç ağızdan 2 saatde bir verildiğinde ancak etkili olur. Çarpıntı gibi bazı ağır yan etkileri olan bu ilaç birçok kadın doğum hekimi tarafından yanlış kullanılmaktadır. Günde 3 sefer yarımşar tablet verilir. Bu kullanımın hiçbir yararı yoktur. Sadece hekimi ve hastayı psikolojik olarak rahatlatır.
Son yıllarda bir kalp ilacı olan nifedipinin 24 saat etkili biçimleri erken doğumu engellemek için kullanılmakta ve başarı sağlanmaktadır.
Erken eylemi durdurmaya çalışmanın en önemli yararı Can'ın akciğerlerini olgunlaştıracak zamanı kazanabilmektir. Eğer doğum 48 saat geciktirilir ve bu arada Can'ın akciğerlerini geliştirmede yararlı olacak ilaçlar kullanılırsa, tedavi amacına ulaşmıştır. Erken eylem tedavisinin ikinci önemli yararı Can'ı yaşatabilecek özellikleri ve donanımları olan hastanelere zamanında yetiştirilmesidir.
YAKINMALAR
Hamilelik 280 gün süren bir değişimdir kadın için. Hem ruhsal hem de fiziksel olarak yoğun değişiklikler yaşanır.
Bu değişikliklerin çoğu ilk iki ay içinde olur. Hamileliğe hazırlıksız yakalannenları oldukça sarsar bu ilk günler. Yeterince bilgisi olmayan Anne normal olanla anormal olanı birbirinden ayırt edemez. Hamilelikten önce hastalık olarak sayılan bir çok durum hamilelik döneminde olağan kabul edilir. Ancak olağan kabul edilmeleri bu rahatsızlıkların tedavi edilmeyeceği anlamına gelmez. Birçok sıkıntı basit önlemlerle giderilebilir.
Anne adayının vücudundaki tüm sistemler hamilelikten etkilenir. Bazı değişiklikler çok belirgindir. Hemen farkedilir. Bir kısmı da yalnızca hissedilir. Bu değişikler yeterince bilinmezse gereksiz endişelere yol açabilir. Simdi sırasıyla sistem ve organlarda ortaya çıkan değişiklikleri görelim.

Ilk Günlerde Dinlenmek Gerekir...
Ilk günlerde Anne'da yorgunluk baş gösterir. Anne kendini halsiz hissedebilir. Bunlar olağandır. Yorgunluğun tek çaresi dinlenmektir. Hatta belirgin bir yorgunluk hissedilmese de tüm hamilelik boyunca gün içinde dinlenme saatleri ayrılması gerekir. Son aylarda da zaman zaman yorgunluk hissedilir. Yorgunluk nedenleri arasında nefes darlığı, Can'ın artan ağırlığı ve kansızlık sayılabilir.
Hafif gevşetici egzersizler yorgunluğu azaltır. Yürüyüş, egzersiz, bisiklet, yüzme gibi sporlar yorgunluğun en iyi ilacıdır.

Memelerde Duyarlılaşma...
Ilk günerden itibaren memelerin duyarlılıkları artar. Karıncalaşır. Gittikçe büyümeye başlar. Meme uçları koyulaşır. Damarlar irileşir, görünür hale gelir. Meme başı etrafında nokta şeklinde küçük kabarıklıklar oluşur.

- Soluk Almak Zorlaşıyor...
Son aylarda hem Anne'nın hem de Can'ın daha fazla oksijene gereksinimi vardır. Bu nedenle Anne derin nefes almaya başlar. Bazen nefes darlığı hissedebilir. Can büyüdükçe Anne'nın akciğerlerini sıkıştırır. Bu durum da soluk almayı zorlaştırır. Son günlere kadar bu sıkıntı sürecektir. Ne zaman Can başını kemik çatının içine sokar yani aşağı doğru kayar, o zaman Anne'nın nefes alması biraz rahatlar.
Nefes darlığından kurtulmak için derin nefes alma alışkanlığı geliştirmek gerekir. Nefes alırken kollar yanlardan başın üzerine doğru kaldırılır ve alabildiğince derin nefes alınır. Nefes verirken de kollar yanlara indirilir. Bu egzersiz günde 3-5 sefer 3-5 kez tekrar edilirse derin nefes alma alışkanlığı edinilir.
Büyüyen Can kaburgaların altına dayanır, kaburga kemiklerini yukarı doğru iter. Kemikleri bağlayan bağlar gerilir ve ağrıya neden olur.
Ağrıyı azaltmak için her iki kol başın üzerine konur. Ağrı tarafındaki kol yukarı doğru olabildiğince kaldırılır, gerdirilir.
Tüm hamilelik boyunca kan ve su miktarı %50 oranında artar. Kalp biraz daha hızlı atmaya başlar. Anne kalp çarpışlarını hissedebilir. Kalp neden daha fazla atar? Çünkü uterusa ve dolayısı ile Can'a giden kan akımı artmıştır. Bu artışı sağlamak için kalp daha hızlı çarpmak zorundadır.
- Nedir bu bacaklardaki mor çizgiler?..
Varisler bacaklardan gelen kirli kanı taşıyan damarların iyi çalışamaması sonucu ortaya çıkar. Bacak ve vulvada damarlar şişer, kıvrıntılı bir hal alır. Bacakda sızlamalara ve şişmelere neden olur.
Hormonların etkisiyle damarlar esnek ve gevşek hale gelir. Bu nedenle damarlar kanı yukarı güçlü pompalayamaz. Ayrıca büyüyen Can'ın kasık bölgesindeki damarlara yaptığı baskı bacaklarda kan basıncını arttırır ve kanın kalbe dönüşü zorlaşır.
Sürekli ayakta durarak çalışan Anne'lerde varis gelişme riski daha fazladır. Bu nedenle fırsat buldukça ayaklar bel hizasına uzatılmalı ve yarı yatar pozisyonda dinlenilmelidir. Destekleyici sıkı çoraplar kullanılabilir. Gece yatağın ayak kısmını 10 cm kadar yükselterek uyumak yararlıdır.
Sık sık ayak bileğini oynatarak yapılan hereketler kanın yukarı pompalanmasına yardımcı olunmalıdır.

- Hamilelikte önemli bir sıkıntı: Hemoroitler
Bacaklarda olduğu gibi makat çevresindeki damarlarda da varis gelişebilir ki buna hemoroit denir. Bunlar makat çevresinde minik şişlikler biçiminde hissedilir. Bazen de içerde oluşurlar ve hissedilmezler. Zaman zaman ağrıya yol açarlar. Çok ağrılı durumlarda makat buzla ovulabilir. Pelvik tabanı kuvvetlendirici egzersizler yararlıdır. Hemoroidlerin yarattığı rahatsızlıkları azaltmak için kabızlıktan kaçınmak gerek. Bol bol su içilmeli, bol lifli ve posalı yiyecekler alınmalıdır. Önemli not: Anne'ler genelde bu yakınmalarını hekimlerine söylemekten kaçınırlar. Bu durumda yeterli yardımı alamazlar. Hemoroid bazen kanamalara neden olabilir. Bu kanamalar önemsenmelidir. Çünkü demir depolarını azaltarak kansızlığı arttırabilir.

-Şişlikler ve ağrılar...
Vücutta fazla su toplamasına bağlıdır. Ileriki aylarda Can'ın damarlara yarattığı basınç nedeniyle, kanın sulu kısmı damar dışına sızar.
El bileklerinde biriken fazla sıvı sinirlere ve bağlara baskı yapar. El ve bilek egzersizleri yapmak gerekir. Bir kolu yükseltmek, bileğe buz uygulanması, ısı tedavisi gibi yöntemler denenebilir.
Aşırı su toplaması hamilelik zehirlenmesi belirtisi olabilir.Özellikle sabahları yüz ve ellerdeki şişme ile beraber olan durumlarda hemen doktorunuza başvurun...

-Ah şu bulantı ve kusmalar olmasa!..
Ilk 3 aydaki bulantı ve kusmalar hamileliğin tuzu-biberidir. Genellikle sabahları olur. Bulantıya neden olan hamilelikler daha sağlıklıdır.Bulantı-kusmaların kesin nedeni bilinmiyor. Hormonlara bağlı olduğu sanılmaktadır. Hamilelik hormonu denilen HCG hormonunun yüksek olduğu hallerde, örneğin üzüm gebeliği ve ikiz hamileliklerde bulantı ve kusmalar daha fazla görülür. Her iki durumda da bulantılar ağır ve uzun sürer. Benim yaptığım bir araştırmada da hamilelik kesesi normalden hızlı gelişen Anne'lerde bulantının daha şiddetli olduğu belirlenmiştir.
Ruhsal ve duygusal etkenler bulantıyı arttırabilir. Istenmeyen hamileliklerde ve hazırlıksız yakalanılan durumlarda bulantılar daha şiddetlidir. Eşinin ailesi ile beraber kalan kadınlarda bulantı ve kusmalar daha yoğun olarak gözlemlenmektedir.

Ilaçlardan uzak durmaya çalışmalı
Bulantı ve kusmanın etkin bir tedavisi yoktur. Bulantı önleyici ilaçlardan kaçınmak gerekir. Bir kanıt olmamasına rağmen bulantı önleyici ilaçların sakatlık yaptığı iddiaları mevcuttur. B6 vitaminin bulantıları hafiflettiği iddia edilmekte ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak bunun yararlı olduğunu gösteren ciddi bir araştırma mevcut değildir. Fizyolojik etkiden çok psikolojik etki söz konusu olabilir.
Boş mide bulantıyı arttırır. Az az sık aralarla katı gıdalar almak yararlıdır.
Her kadın için standart bir reçete yoktur. Bazı kadında bulantıyı arttıran yiyecek diğer bir kadında rahatlatıcı olabilir.
Bazen basit önlemlerle kusmalar önlenemez. Anne'nin genel durumu hızla bozulur. Zayıflar. Kusma devam ettikçe elektrolit dengesi bozulur. Bozulan elektrolit dengesi beyindeki kusma merkezini uyararak daha fazla kusma refleksi doğmasına yol açar. Yani bir kısır döngü oluşur. Bu durumda hastaneye yatmak ve damardan sıvı tedavisi almak gerekir. Bu tedavi genellikle etkili olur ve kısır döngüyü kırabilir.

Uyuuu! uyu! bulantıdan kurtulacaksın...
Hamilelikte en zor tedavi bulantılarla başa çıkmaktır. Bebeğe olası zararları nedeniyle fazla ilaç kullanılamaz. Bu nedenle aşırı bulantı ve kusmaları azaltmak için birçok yöntem eliştirilmiştir. Hipnoz ile aşırı bulantı ve kusması olan hastaların başarı ile tedavi edidiği bildirilmiştir. Hipnoz derin uyku ile uyanıklık hali arasında bir durumdur. Hipnoz kişide derin bir gevşeme ve rahatlama hissi uyandırır. Bu şekilde beyinde bulantı uyaran mekanizmalar kontrol altına alınır. Ayrıca ruhsal açıdan rahatlık sağlar ve bulantı kusmalara neden olan ruhsal etkiyi azaltmış olur.
Bulantıyı azaltmak için eskiden beri çok ilginç yöntemler denenmiştir. Bunların arasında bal enjeksiyonları, kocanın kanının enjeksiyonu, erkeklik hormonu verilmesi sayılabilir. Etkisiz hatta zararlı olabilecek bu yöntemleri, insanların bulantıdan kurutulmak için nelere kalkıştıklarını, dolayısı ile bulantının kimi kez ne kadar bıktırıcı bir şey olabileceğini belirtmek için örnek gösteriyorum...

Bulantı ve kusmaları azaltıcı önlemler...
Çok yorucu işler yapmayın, sık sık dinlenin.
Yatak odasını sık sık havalandırın.
Mutfağı sık sık havalandırarak yemek kokularını yok edin.
Sigara dumanından uzak durun.
Sabah yataktan yavaşça kalkın, 5 dakika oturun, sonra ayaklarınızı sarkıtarak yavaşça doğrulun.
Gün içinde bol temiz hava alın.
Yataktan kalkar kalkmaz kahvaltı edin.
Diyet örneği ekler bölümünde verilmiştir.

- Mide Barsak Sorunları
Büyüyen Can mideyi yukarı iter. Hacmini küçültür. Yemek borusu ile mide arasında kapalı duran geçit hormonların etkisi ile gevşer. Böylece yemeklerden sonra mide yanması ve hazımsızlık olur.
Bu sorunun üstesinden gelmek kolaydır. Azar azar ama sık aralarla yenmelidir. Fazla acı ve baharatlı yiyecekler yemeyin. Antiasit denilen ilaçlar rahatlıkla kullanılabilir

- Kabızlığa dikkat...
Çoğu Anne adayının bir başka derdi de kabızlıktır. Uterus büyüdükçe barsakların hareket alanı daralır. Hareketleri yavaşlar. Bol egzersiz yaparak ve bol bol su içerek bu sıkıntıyı azaltmak mümkündür. Ayrıca meyve, sebze, kepek ekmeği gibi bol lifli yiyecekler barsak hareketlerini hızlandırır. Bu önlemlere rağmen sonuç alınamadığında aşırı ıkınmaktan kaçınılmalıdır. Ancak bilir bilmez kabızlık önleyici ilaçlar almak sakıncalıdır. Hekime danışılarak laksatif dediğimiz barsakları aşırı çalıştıran ilaçlar yerine yumuşatıcı dediğimiz ilaçları kullanmak uygundur. Bunlar arasında en çok kullandığımız laktuloz içeren (Duphalac-Normolac) sıvı ilaçlardır. Bunları akşam yatarken almak sabah rahat şekilde dışkılamayı sağlar.

- Sık Idrara Çıkmalar ve Akıntılar Başlar...
Hamilelikte daha çok enerji harcanır. Bu nedenle atıklar artar. Daha sık idrara çıkılarak bu fazla atıklar vücuttan atılmaya çalışılır. Vücuttaki sıvı artışı geceleri daha sık idrara çıkmaya neden olur.
Son haftalarda ise iyice büyüyen Can'ın başı idrar kesesini sıkıştırır. Bu baskı öksürürken, gülerken hafif idrar sızmalarına neden olur. Eğer önceki doğumlara bağlı olarak pelvik taban ve kaslarda zayıflık varsa, bu sorunun şiddeti artar. Kegel egzersizleri bu kasları güçlendirir.

- Akıntıları önemsemek gerekir...
Hamilelikte vajinal akıntı artar. Bu artış genellikle normaldir. Fazla salgılannen estrojen hormonu serviksden aşırı sıvı salgılamasına neden olur.
Bazen akıntılar vajinal enfeksiyonlara bağlı olabilir. En sık görülen iki mikrobik durum trikomonas vajinalis ve mantarlardır.
Trikomonas köpüklü sarı-yeşil renkte bol akıntıya neden olur. Kaşıntı yapabilir. Bu mikrobun tedavisi için metranidazol (Flagyl) isimli ilaç kullanılabilir. Ilacın hamileliğin 3. ayından sonra kullanılmasında sakınca yoktur.
Vajinal Mantar dört hamileden birinde ortaya çıkar. Bazen aşırı beyaz akıntı ile kendini belli eder. Hamilelikte güvenle kullanılabilen birçok mantar ilacı vardır.
Bu mikrobik hastalıkların Can'a geçme ve ciddi sorunlar yaratma olasılığı vardır. Bu nedenle farkedilir farkedilmez tedavi edilmesi gerekir.

Hamilelikte Ağrı ve Sancılar

Son aylarda karnın alt bölgelerinde ve kasıklarda baskı artar. Büyüyen Can ve uterusun karına yaptığı baskıdır bu. Bütün gün ayakta duran hanımlarda bu his çok daha ağırdır. En uygun dinlenme secde pozisyonunda ve karnı yastıkla destekleyerek sağlannebilir.

- Geceleri bacak krampları ile uyanmak...
Gece sabaha karşı ya da sabah uyanınca keskin batıcı tarzda hissedilen ağrılar ayakları hareket ettiren bacak kaslarının istemsiz ve aşırı kasılmasına bağlıdır. Bacaklarda biriken fazla sıvı sinirlere baskı yaparak çakıcı ağrılara neden olur.
Bu bacak krampları için özel olarak baldır-bacak egzersizleri uygulamak gerekir. Ayak gevşetilir, baldır ovalanır. Her gece yatmadan önce yere oturulup bacaklar uzatılır. Bir elle diz aşağı doğru itilirken diğer elle ayak sırtı çekilir. Ayrıca sıcak bir havlu ile bacaklara masaj yapılması da yararlıdır.
Kalsiyum eksikliğine bağlı kramp çok nadirdir. Ancak kalsiyum fosfor dengesi bozukluğu kramplara neden olur. Özellikle fazla fosforlu yiyeceklerden kaçınmak gerekir. Fazla fosfor salam, sosis gibi işlenmiş yiyeceklerde ve hazır meyve sularında fazla miktarda bulunur.

Eyvah!.. Kasıklarım ağrıyor...
Hamile olup da kasık ve karın ağrısı çekmeyen Anne yoktur. Kasık ağrısı ilk aylarda düşük korkusuna, orta aylarda erken doğum korkusuna, son aylarda ise doğum korkusuna neden olur.
Ağrıların çoğunluğu olağan olaylara bağlıdır. Büyüyen uterusun çevresine yaptığı gerginlikler ve yumurtalıklarda büyüyen sarı cisimcik ağrının olağan nedenleri arasındadır. Uterusun gerilmesine bağlı ağrı orta hatta ve künt bir ağrıdır. Daha çok sabah uyanınca olur. Tek taraflı künt ağrı ise sarı cisimciğin olduğu tarafta oluşan ağrıdır.
Üçüncü aydan sonra olan ağrılar ise uterusu kasıklara bağlayan bağların gerginleşmesine ve uzamasına bağlıdır çoğu zaman. Bu ağrı uterusun köşelerinden başlar kasıklara doğru uzanır. Sağa ve ya sola dönüldüğünde bir taraftaki ağrı azalırken diğer taraftaki ağrı artar.
Kramp tarzında ve düzenli aralıklarla oluşan ağrılar erken doğum habercisi olabilir.
Dış hamilelik yırtılması, düşük tehlikesi, uterus myomlarının çürümesi, kist bükülmesi çok şiddetli sancılara yol açar. Şüphelenilen her durumda doktora başvurulmalıdır.

- Sırt ve bel ağrıları başlayınca..
Ağırlaşan Can Anne sırtını öne doğru çeker. Kaslar gerilir. Bu gerginlik bel ve sırt ağrılarına yol açar. Bunlardan kurtulmanın en iyi yolu düzenli egzersiz yapmak ve düzgün durmayı öğrenmektir. Egzersiz bölümünde konu ayrıntılı anlatılmıştır. Dizleri kalçadan bükmek sırtı gerer ve ağrıyı azaltır. Bu nedenle yatakta dizleri bükerek yatmak alışkanlık haline getirilmelidir. Sırt üstü yatarken dizlerin altına yastık koyarak bu işi kolaylaştırmak mümkündür. Yanne yatarken üstteki bacak bükülüp bir yastık üzerine konabilir. Ayakta iken bir ayağı diğer ayaktan biraz yükseğe koymak yararlıdır.
Ağrıyan bölgeye masaj ve sıcak uygulanması ağrıyı azaltır..
Gebeliğin son aylarına doğru bazı Anne'ler kalçalarında ve kaba etlerinde ağrıdan yakınır. Bu siyatik sinirinin ağrısıdır. Kalça eklemi gevşerken Can yer değiştirir ve sinir üzerinde baskı yapar. Can tek tarafa daha fazla ağırlık verir. Bu nedenle de ağrı bir tarafta daha fazla hissedilir. Bu baskıyı azaltmak için kalçaları kaldırmak gerekir. Bunun için sırt üstü yatarken ve bacaklar açık ve bükülüyken kalça altına yastık yerleştirilir. Ya da yüzü koyun yatıp göğüs ve başın altına yastık konur. Ayrıca sıcak uygulaması ve masaj yararlı olacaktır.
Anne Bedenindeki Değişiklikler
Anne Bedeni Değişmeye Başlar
Hamileliğin başlamasıyla birlikte, hatta daha da öncesinden Anne bedeninde bir uyum süreci başlar.
Adetin ikinci yarısında uterus'un iç tabakası yani endometrium olası bir gebeliğe karşı kendini hazırlar.Endometrium kalınlaşır, besleyici madde miktarı ve kan akımı artar. Döllenmiş yumurtanın yerleşmesine uygun bir ortam haline gelir. Hamilelik Anne bedeninde inanılması güç değişikliklere yol açar. Bedenin tüm sistemlerinde hormonların neden olduğu hızlı bir değişim içine girer.

-Hormonlar:
Anne bedeninin uyumunu sağlayan kimyasal maddeler..
Insan vücudunda birbiri ile sürekli iletişim ve etkileşim halinde değişik sistemler bulunur. Bazen kan yoluyla taşınan maddeler bazen de sinir sistemiyle taşınan elektrik akımı aracı olur iletişim. Gözümüz, kulağımız, cildimiz aldığı uyaranlarla değişik organlar arasında iletişimi başlatabilir.
Bu iletişim araçları içinde en önemlisi hormonlardır.
Hormonlar bir tür kimyasal ileti taşırlar.Üretildikleri yerin çok uzağında etki gösterebilirler. Insan vücudunda birçok özel organ ve doku da yapılan hormonlar kana salınır.

-Hormonlar etkilerini nasıl gösterir?
Hormonlar kanne karışarak tüm vücut hücrelerine ulaşırlar. Ancak her hücreye etkileyemezler. Yalnızca kendine özgü hücreler üzerinde etki gösterir. Bir hücrenin bir hormona yanıt verebilmesi için, o hormona özgü alıcıları olması gerekir. Hormonları radyo dalgalarına benzetebiliriz. Her hormonu değişik frekansta yayınlanan radyo dalgası, hücreler ve dokuları da birer radyo alıcısı olarak düşünebiliriz. Bir dokunun hücreleri hangi hormonun frekansına ayarlanmışsa onun iletisini alacaktır. Bu frekanslardan birine ayarlı olmayan hücreler ise hiç bir iletiyi alamazlar.

-Gerçek cinsiyet farkı kimyasaldır...
Kadını kadın yapan hormonlardır. O'na kadınsı özelliklerini verir, erkeklerden ayırdedici özelliklerle farklılaşma sağlarlar. Kısaca cinsiyet hormonları dediğimiz bir grup hormon vardır. Herbirinin farklı işlevleri vardır. Erkeklerde baskın olan hormonlar androjenler olarak bilinir. Kadınlarda ise cinsiyet hormonlarının en ünlüleri östrojen ve projesterondur.
Östrojen ve projesteron normal zamanlarda kadının yumurtalıklarında yapılıp kana verilir. Tüm adet düzeni ve hamileliğin oluşması bu iki hormonun etkisine bağlıdır. Östrojen endometriumun gelişip kalınlaşmasını sağlar. Projesteron ise endometriumu olası bir hamileliğe hazırlar. Östrojen ayrıca kadının tüm cinsiyet organlarını etkiler. Memelerin ve kemiklerin gelişmesi, cinsel arzular, cilt parlaklığı ve daha birçok kadına ait özellik östrojen hormonunun etkisi altındadır.
Hamilelik başlayınca yumurtalıklar artık bu hormonları üretmez. Onların yerini plasenta alır. Ama hamilelikte çok fazla miktarlarda yapılır bu hormonlar. Östrojen anne bedenini hamileliğe uyumlu hale getirmeye çalışır. Aşağıda anlatacağımız gibi hamileliğe uyum süreci değişikliklerinin hemen hepsi östrojenin eseridir. Projesteron ise daha çok Can'ile ilgilenir ve onu zararlı etkilere karşı korur.
Değişen organ: Uterus
Hamilelikte en dikkati çeken değişim uterusta olur. Normalde uterus küçük ve sert kas yapısında bir organdır. Içindeki boşluğun hacmi en fazla 10 mililitredir. Uterus hamilelikte bir balon gibi şişmeye başlar. Bazen hacmi 10 litreye kadar çıkar. Yani kapasitesinin tam 1000 katına çıkar. Ağırlığı da artar. Normalde yaklaşık 70 gramlık organın ağırlığı doğuma yakın 1 kilogramı geçer. Diğer bir deyişle hamilelikte vücut ağırlığı artışının 1 kilogramı uterusa aittir.
Uterus'un bu kadar ağırlaşmasının nedeni yeni hücre yapılması değildir. Yani hücre sayısı artmaz. Kas hücreleri içindeki maddeler artar. Kas hücreleri ºiºer ve uzar. Belirgin bir elastik doku artışı olur. Böylece uterus elastik ve yumuşak bir doku haline gelir. Uterusta bu inanılmaz değişimler olmasa içinde büyüyen bebeği tutması mümkün olamazdı.

Uyumsuz uterus erken doğuma neden olur
Bazı kadınlarda uterus bu değişimi ve uyumu gösteremez. Belli bir noktadan sonra esnekliği artmaz. Bu durumda erken doğum kaçınılmaz olur. Bu değişimi ilk aylarda hormonlar sağlar. Özellikle östrojen uterusu yumuşatır. Son aylarda ise Can'ın yarattığı gerginlik ve basınç kuvveti uterusun büyümesi için yeterlidir.
Uterus son aylarda çok incelir. Can'ın uzuvları karnı ellemekle hissedilebilir. Sırtını, başını, kollarını, bacaklarını elleyebilir ve duruşunu anlayabiliriz. Anne'da Can'ın tüm hareketlerini rahatlıkla hisseder.
Uterus büyüdükçe çevresindeki organlara baskı yapar, yerlerini değiştirir. Bağırsakları iter. Damarlara baskı yapar. Bu baskı ayakta ve yatarken birbirinden farklıdır. Sağa ya da sola yatışta göre farklı organlar baskı altında kalır. Bu baskıların Anne bedeninde önemli etkileri olur. Daha ilk haftalardan itibaren uterusta sessiz ve ağrısız kasılmalar başlar.

-Uterusa hamilelikte kan hücumu olur.
Uterusa gelen kan miktarı hızla artar. Aksi halde gelişen Can'ın besin ve oksijen gereksinimi karşılannemaz. Doğuma yakın dönemde uterusa dakikada 500 ml yani yarım litre kan gelir. Bu saatte 30, günde 750 litre kan demektir. Günümüzde uterusa gelen kan akımını ölçmek mümkündür. Bazı hastalıklarda daha hastalık başlamadan çok önce uterus kan akımında anormallikler baş gösterir. Bu konuda daha ayrıntılı açıklamalar hamilelik zehirlenmesi bölümünde yapılmıştır.
Kan akımının yüzde 90'ı plasental bölgeye yönlenir. Plasenta ilk altı ayda hızlı büyür. Son 3 ayda ise büyümez, ama bu dönemde plasentaya giden kan akımı iki kat artar. O halde plasenta damarları inanılmaz derecede genişlemekte ve gelişen Can'ın gereksinimlerini karşılamaktadır.
Kan akımı artışını bölgesel salgılannen bazı kimyasal maddeler sağlar. Bunların en ünlüleri prostaglandinlerdir(PG). PG'ler damarları genişleterek kan akımını arttırır. Genişleyen damarlar daha fazla kanı uterusa çekerler.
Adrenalin ise uterus kan akımını azaltır. Çünkü uterus damarlarında büzülmeye neden olur. Adrenalinin uterus damarlarındaki daraltıcı etkisi vücudun diğer yerlerindeki damarlara etkisinden çok daha fazladır. Stres durumunda anne kanında adrenalin hızla artar. Stres, bu nedenle Can'ın tüm beslenme düzenini bozar.

"Sevgili Anne'cığım yine neden sinirlendin. Havasız kalmaya başladım burada"
Bazı damar büzücü maddeler ise uterus damarlarına hamilelikte etki edemez. Örneğin Anjiotensin II adlı madde güçlü bir damar büzücü olarak bilinir. Hamile olmayan bir kişiye damardan verildiğinde kan basıncını arttırır. Hamile bir kadında ise hiç bir etki göstermez. Bu yanıtsızlık uterus damarlarında çok daha belirgindir. Angiotensin II böbreğe giden kan akımı azaldığında kana salınır. Vücuttaki bazı düzenlemeler için gereklidir. Ama hamile uterus hiçbir şekilde bu düzenlemeleri kabul etmez. Öncelikle kendisine gelen kan akımını düşünür. Hamilelik zehirlenmesi dediğimiz durumda, uterus damarlarının bu korunması ortadan kalkar. Yani uterus damarlarında büzülmeler olabilir. Bu durumda uterus damarlarındaki büzülmeyi yenebilmek için uterusa daha fazla kan gönderilmesi gerekir. Bu da ancak kan basıncının artması ile sağlanır. Bu nedenle hamilelik zehirlenmesinde kan basıncı yüksektir. Bu durumlarda kan basıncını düşürmeye çalışmak Can'a yarardan çok zarar verir.

-Serviks:Can'ın can simidi...
Daha hamilelik oluştuğu andan itibaren serviks yumuşamaya başlar. Eskiden hamileliğin ilk belirtilerinden biri olarak serviksdeki bu yumuşamaya bakılırdı. Hamilelikte serviksin ortasındaki kanal kalın bir sümüksü tıkaç ile kapanır. Bu tıkaç ancak doğum başlayacağı zaman kanaldan dışarı atılır. Böylece dışarıdan zararlı maddelerin ve mikropların , vajen yoluyla Can'a ve Can'ı besleyen organlara ulaşması engellenir. Serviksin damarlanması ve duyarlılığı artar. Iç kısımdaki hücreler dışarı doğru yayılır. Tüm bunlar en ufak temasta kanamalara neden olur. Bu kannemalar yanlışlıkla düşük tehlikesi sanılarak gereksiz tedaviler yapılır. Bu nedenle hamilelikte oluşan her türlü vajinal kanamada serviksin muayene edilmesi gerekir. Kadınlar genelde bu muayeneden çekinirler. Oysa hekimleri bu muayeneyi yapmaları için uyarmaları gerekir.
"Sevgili Anne'cığım kanama benden gelmiyor. Lütfen kontrol ettir. Bir sürü gereksiz acı ilacı bedenime sokmak istemiyorum."

-Vajinanın yumuşaması .

Servikse gibi vajinada hamilelikte yumuşar. Kanlanması ve salgısı artar. Vajinal akıntının artması hamileliğin ilk belirtilerinden biridir. Bu değişiklikler hamilelik boyunca sürer. Yumuşama sayesinde vajina çapı normaldekinden kat kat fazlasına ulaşabilecek kadar esner. Böylece bebeğin doğum kanalında ilerlemesi kolaylaşır. Bazı durumlarda özellikle ileri yaş hamileliklerinde vajina yeterince yumuşayamaz ve vajinal yoldan doğum güç ve riskli olabilir.

-Çatlaklar, karın duvarı zayıflıkları...
Son aylarda karın cildinde ve bacaklarda çatlaklar görülmesi, karın duvarının zayıflayarak kasların ortadan ayrılması, göbek ile kasık arasındaki orta hatta koyu kahverengi bir çizgi oluşması hamilelikte rastlanan olağan görüntülerdendir.
Karın duvarındaki zayıflama ve ayrılma tekrarlayan hamileliklerde daha sık görülür. Ilk hamilelikte göbek kısmında sadece hafif bir ayrılma olabilir ve göbekte ağrı ile kendini belli eder.
Kadınların üçte ikisinde yüz, boyun ve göğsün üst kısımlarında örümcek görünümünde kırmızı küçük noktacıklar oluşur. Yine aynı oranda avuç içinde kızarıklık olur. Tüm bunların nedeni hamilelikte artmış olan hormonlarla ilgilidir. Doğumdan sonra kaybolur.

- Memeler...
Ilk haftalarda memelerde gerginlik ve zonklama olur. Duyarlılıkları artar. 2. aydan sonra büyür. Pütür pütür sertleşir. Deri altında damarlara ait morluklar belirginleşir. Meme başları büyür, koyulaşır. 4. aydan itibaren masaj yapılırsa koyu renkte bir sıvı gelmeye başlar.

- Sıvı tutulması...
Bedende sıvı tutulması hamileliğin en önemli değişikliklerinden biridir. Doğuma dek Anne bedeninde fazladan 6.5 litre sıvı toplanır. Bunun 3.5 litresi Can, plasenta ve amniotik sıvı ile ilgilidir. Diğer 3 litre sıvı kan damarlarında, memelerde ve uterusta toplanır. Sıvı birikiminin ilk belirtisi Anne'nin ayak bileklerinde akşama doğru ortaya çıkan şişmelerdir.

Hamilelikte şeker hastalığı riski vardır!
Hamilelik şeker hastalığına eğilimi arttırır. Mevcut şeker hastalığı ağırlaşır. Gizli şeker açığa çıkar. Açlık zamanı ölçülen kan şekeri hamilelik öncesine göre biraz düşme gösterir. Gelişen Can'a sürekli enerji kaynağı gerekir. Bu enerji kaynağı glukoz yani şekerdir. Anne'nın şeker kaynakları yetersiz olsa bile Can ihtiyacı olan şekeri Anne kanından çeker.
" Üzgünüm Anne'cığım. Ben Vampir değilim. Ama senin şekerinden almak zorundayım. Sen idare edersin. Ama benim beynim hemen ölür.."
Östrojen, projesteron ve kortizol. Bu üç önemli hormon şeker hastalığına eğilimi arttıran suçlulardır. Kan şekerini düşüren madde insülindir. Insülin hücrelerin kandaki şekeri kullanmalarını sağlar. Bu hormonlar hücrelerin insüline karşı olan duyarlılığını azaltır. Yani insülini zayıflatırlar. Konuyu hamilelik ve şeker hastalığı bölümümüzde daha ayrıntılı tartışacağız .
Sulanan kan kansızılığa yol açar

Anne bedeninde kan miktarı %50 oranında artar. Bu artış gereklidir. Uterus adeta kanı içer. Artan kan hem Can'ın gereksinimlerini karşılar, hem de doğum sonrasında kaybedilecek kana karşı koruyucu önlem alınmış olur. Kan hacmindeki artış en çok hamileliğin 3. ve 6. ayları arasında olur. Kanın hem sıvı hem de hücre kısmı artmakla birlikte sıvı kısmındaki artış biraz daha fazladır. Bu nedenle kan hücreleri miktarı arttığı halde kan sayımlarında kansızlık ortaya çıkar. Ancak yine de hemoglobin değerinin 11 gram'ın altında olmaması gerekir. Değer 11 gramın altında ise kansızlık tedavisi gereklidir. Bir kadının vücudunda toplam 2 gram demir vardır. Demir depolarında ise sadece 300 mg demir bulunur. Tüm hamilelik boyunca fazladan 1 gram demire gereksinim vardır. Bunun 300 mg'ı Can'a ve plasentasına verilir. 200 mg vücuttan değişik yollardan kaybedilir. 500 mg ise artan kan hücrelerinin yapımı için kullanılır. Özellikle son aylarda bu gereksinim artar. Bu kadar demir Anne'da mevcut değildir. Eğer dışarıdan demir verilmezse gereken miktarda kan hücresi yapılamaz. Anne hızla kansızlığa sürüklenir.
"Anne'cığım doktora gitmesen bile hiç olmazsa eczaneden demir hapı al ve her gün iç. yoksa ben oksijensiz kalmaya başlayacağım..."

- Düşen ve çıkan kan basıncı
Hafif bir çarpıntı başlar hamilelik ilerledikçe. Kalp hafifçe büyür. Kalbin pompaladığı kan miktarı artar. Damarların direnci düşer. Kan basıncı hamileliğin 3 ile 7. ayı arasında düşer. Kan basıncı en çok anne sol tarafına yattığında düşer. Anne otururken ise en yüksek değerine ulaşır. Bacaklarda toplardamarların kan basıncı çok artar. Çünkü büyüyen uterus kanın dönüşünü güçleştirir. Bu basınç artışı son aylarda bacaklarda şişmeye, varislere ve hemoroidlere neden olur. Sırt üstü yatıldığı zaman kalbe dönen kan uterusun ağırlığı altında ezilir. Kalp bu durumda vücuda daha az kan pompalamak zorunda kalır. Bu da ani tansiyon düşmesine yol açar.
- Bol bol oksijen almak için...
Hamilelikte kanın oksijen taşıma kapasitesi çok artar. Çünkü bir solukla alınan hava miktarında belirgin artış olur. Kan hücrelerinin oksijen bağlama güçleri artar. Diafram -karın boşluğunu göğüs boşluğundan ayıran kas yapısında bölme- yükselir. Bu yükselme akciğerin her bölgesine daha fazla hava girmesini sağlar. Hava yolları hormonların etkisi altında gevşeyerek daha bol hava ile dolar. Keza damar yatağındaki direnç de azalır. Bir defada akciğerlere daha fazla kan gider. Tüm bu değişiklikler Can'ın gereksinimi olan oksijeni fazlasıyla karşılar.
Bazan Anne solunumunun farkına varır. Hava açlığı hissine kapılır. Bu durum normaldir. Herhangi bir hastalık belirtisi değildir.

-Idrar yolları risk altında...
Böbrekler hafif büyürler. Böbrekten süzülen kan miktarı %50 artar. Böylece bedende artan zehirli ürünler daha kolay ve hızlı temizlenmiş olur. Büyüyen uterus genelde sağa hafif baskı yapar. Sağ böbrekten idrar kesesine idrarı taşıyan boru (ureter) baskı altında kalır. Bu durum sağ böbrekte idrar birikmesine ve sağ boşlukta ağrıya neden olur. Doğumdan sonra bu değişiklik eski haline döner. Bu etkiyi azaltmak için 6. aydan itibaren hafif sola yatar pozisyonda dinlenmek gerekir. Ayrıca projesteron hormonu idrar yollarında ve idrar kesesinde gevşeme yaparak idrar birikmesine neden olur. Son aylarda Can'ın başı idrar kesesini sıkıştırır. Kan dolaşımını bozar. Bunların tümü idrar yolu enfeksiyonlarına yatkınlığı arttırır.
- Mide yanması...
Mide ve bağırsaklar uterus tarafından itilir. Hareketleri yavaşlar. Hormonlar, özellikle projesteron sorumludur bu yavaşlamadan. Mide yanmaları sık görülür. Nedeni midede salgılannen asidin yemek borusuna kaçmasıdır. Mide basıncı yemek borusu basıncından daha yüksek olur ve asit yemek borusuna geçer. Yemek borusunu döşeyen hücreler aside dayanıksızdır ve şiddetli yanma hissi doğar.

Hamilelikte Tıbbi Bakım.
Doğum öncesi tıbbi bakım: Neden gerekli?
Hamilelik bir vücutta iki canlı demektir. Bunlar Anne ve Can'dır.
Hamilelik boyunca her ikisinde de değişik düzeylerde rahatsızlıklar olacaktır. Bu rahatsızlıklar bazen hem Anne'nın hem de Can'ın yaşamını tehdit edebilir. Hamilelik izleminin birincil amacı bu sorunların zamanında saptanması ve önlem alınmasıdır. Ayrıca hiçbir sorun olmasa da hem Anne'nın, hem de Can'ın özel bakıma ve bilgiye gereksinimi vardır. Üstelik her kadının farklı bilgi ve danışmanlığa gereksinimi vardır.
-Doğum öncesi kaç kez kontrol gerekir?
Doğum öncesi muayene sayısı ile sağlıklı sonuç arasında pek bir ilişki yoktur. Bu sayı isviçre'de 5, Hollanda'da 14 dür. Geleneksel izlem hamileliğin dönemlerine göre belli sıklıklarda muayeneyi içerir. Yani 6, 8, 12, 16, 20, 24, 28, 32, 34, 35, 36,.37, 38,39 haftalarda muayene olunur. Bu izlem hamileliğin risk derecesine göre daha sıklaşabilir. Hamilelik izleminin sayısını belirleyen en önemli etmen belli zamanlarda belli testlerin yapılması ve değerlendirilmesidir.
-Gelişmiş Ülkelerde doğum öncesi bakım ne durumdadır?
Sağlık hizmeti toplumsallaşmış, yani sağlığın devlet güvencesi altında olduğu Avrupa ülkelerinde doğum öncesi bakım %70'e varan oranlarda genel pratisyenlerin ve ebelerin denetimindedir. Ebeler son derece eğitimli ve bilgilidir. Çoğu ebenin özel kliniği vardır. Ilk muayene 14. hamilelik haftasından önce olur ve belli aralarla izlem sürer.
- Ne gibi tetkikler yapılmalıdır?
2 ayda bir kan sayımı ve idrar tetkiki yapılır. 24-28 hafta arasında gizli şeker taraması yapılmalıdır. Hamilelik öncesi incelemeler yapıldıysa başka incelemeye gerek yoktur. Ancak hekime ilk kez hamilelikte geliniyorsa sarılık taşıyıcılığı taraması mutlaka yapılmalıdır. Incelemelerle ilgili ayrıntılı bilgiyi hamileliğe hazırlık bölümünde bulabilirsiniz.

- Ilk Muayene: Heyecan ve Merak Içinde...
Hamilelikte ilk muayene her kadın tarafından biraz endişe, biraz heyecan ve birazda merakla beklenir. Hekimden güvenilir bir yaklaşım, öneriler, ve en önemlisi sağlıklı bir Can'ın haberi beklenir. Hekimle ailenin bu ilk görüşmesi çok önemlidir. Ya sağlam ve güvenilir bir ilişkinin temelleri atılacaktır, ya da aile tatmin olmayarak yeni seçenekler arayacaktır. Bazan 9 ay bu arayışlarla geçer gider. O halde hekime giderken neler beklediğinizi iyi belirlemeniz gerekir. Ne beklediğinizin azı ya da fazlası ile vakit kaybetmeyin. Hekimden neler bekleyeceksiniz? Uygun danışmanlık ve yeterli bilgilenme, güven, planlı bir hamilelik izlemi, ve tabiki çağdaş tıbbi bilgi ve araçların kullanımı... Hamile kalan bir bayan genelde bir sağlıkçıya danışma gereksinimi duyar. Bu kişi bir ebe, bir pratisyen hekim veya bir kadın doğum uzmanı olabilir.

-Ilk Muayenenin Önemi..
Bir hamilenin en önemli muayenesi ilk muayenedir. Daha önceki hastalıklar, genel sağlık durumu, risk etkenleri bu görüşmede belirlenir. Bir görüşmenin yarım saatten az olmaması gerekir. Ilk muayeneler 45 dakikaya kadar çıkabilir. Görüşmenin en fazla 10 dakikası hastayı muayene etmekle geçer. Kalan süre'de ise hasta ile sağlık sorumlusu karşılıklı konuşur. Önemli sorunlar varsa tartışılır. Bilgiler aktarılır.

- Ilk muayenede vajinal muayenenin yararları
Kadınlar jinekolojik muayeneyi sevmezler. Hele yeni hamileler vajinal muayeneden çekinirler. Hamileliklerine bir zarar geleceğini sanırlar. Halbuki ilk muayenede vajinal kontrol çok değerli bilgiler verebilir.
Vajinal muayene ile kemik çatının durumu değerlendirilir. Kemik çatıda darlık olup olmadığının önceden bilinmesi önemlidir. Gerek hamileliğin izlenmesi, gerekse hamilelik eğitimi bu bulguya göre yönlendirilecektir.
Hamilelik sırasında bazı mikroplar rahimde çok kolay ürer. Kesin tanı için vajinal muayene ve tetkik yapılması gerekir.
Vajinal muayenenin bir diğer amacı rahim ağzı kanserlerinin erken tanısı için smear alınmasıdır.
Ileride hamileliğe zarar verebilecek ur ve kist gibi hastalıkların erken tanısı da yapılmış olur.
Rahim ağzının düşüğe neden olabilecek açıklığı olup olmadığı araştırılır. Böyle bir durum varsa bu dönemde tedavi edilir.
Vajinal ultrasonografi ile yeni gelişen Can'daki muhtemel sakatlıkları erken dönemde anlamak mümkün olabilir.
-Muayenede nelere bakılır?
Muayenelerde en azından Anne'nın tansiyonu, kilosu, bacaklarındaki şişliği kontrol edilmelidir. Bu kontroller bir izlem çizelgesine kaydedilmelidir. Can'ın gelişimi hamileliğin büyüklüğüne göre, ultrason ile, kalp atışlarını dinleyerek ve karın büyüklüğü ölçülerek yapılır.

- Hamilelik süresinin hesaplanması...
Bir hamileliğin süresini hesaplamak için son adet tarihinin ilk gününün iyi hatırlanması gerekir. Bu nedenle tüm Anne adayları her adetlerinin başlangıcını takvim üzerinde işaretlemelidir. Bazen ailelerle hekimler hamilelik süresi üzerinde anlaşamaz. Aileler hamile kaldıkları günün tahminine göre hesap yapma eğilimindedirler. Ancak bu günü doğru olarak saptamak olanneksızdır. Bu nedenle doğum hekimleri kesin bir gün olan son adetin ilk gününü hamilelik başlangıç günü olarak kabul ederler. Neagele kuralı denen hesaba göre bu tarih üzerine 7 gün eklenir ve 3 ay geriye gidilir. Bulunan tarih bebeğin tahmini doğum tarihidir. Diğer bir özellik de bebeğin anne karnındaki yaşının hafta ile hesaplanmasıdır. Bir bebek anne karnında 40 hafta yaşar. Bu süre 280 güne uymaktadır. Ya da 9 ay 10 günlük bir süredir. Eğer düzenli kontrollere giderseniz genelde tüm hesapların ve konuşmaların hafta üzerinden yapıldığını göreceksiniz. Aileler bebeğin saptannen tahmini doğum gününde doğması gerektiğini düşünürler. Tam bu tarihte doğma şansı sadece %5 dir. Bu tarihi ortaya alarak 1 hafta öncesi ile 1 hafta sonrası arasında doğma şansı %60 dır. Bu aralığı 2 katına çıkarırsak şans %90'ın üzerine çıkar.Görüldüğü gibi beklenen doğum tarihi bize sadece bir fikir verir. Yoksa bebeğin mutlaka o gün doğması gerekir diye bir kural yoktur.

Anne-Hekim Ilişkisi
iç başlık
-Anne Doktora Hangi Bilgileri Vermelidir? Yeterli ve tatmin edici bir sağlık hizmeti alabilmek için önce iyi bilgi verilmesi gerekir. Bir Anne sağlık geçmişi ile ilgili her türlü bilgiyi hekimine vermeye çalışmalıdır. Kendisi için önemsiz gibi gelen birçok bilgi hekim için çok önemli olabilir. Bu nedenle hiçbir bilgi saklanmamalıdır. Önceki doğumları, geçirdiği hastalıklar, önceki hamileliğinde oluşan normal dışı olaylar hekime gitmeden önce kısa notlar halinde evde yazılmalıdır. Böylece muayene heyecanı ile unutulabilecek her türlü bilgi hekime aktarılmış olur.
- Doktorunuzdan hangi bilgileri almalısınız?
Hamilelik ve doğum ile ilgili her türlü bilgiyi almak hakkınız. Merak ettiğiniz her türlü konuyu çekinmeden sormalısınız. Kendi sorularınızı kendiniz yargılamayın. Soru ve sorunların önemli olup olmadığına bırakın hekiminiz karar versin.
Hekiminizin inançlarını, deneyimini, görüşlerini iyi değerlendirin. Hastane koşullarını, doğum şekillerini ayrıntılı olarak tartışın. Babayı doğuma alıp almadığını sorun.
Beslenme konusunda ayrıntılı bilgi almalı, Can'ın gelişimini sorgulmalısınız. Her şikayetinizin önemini anlamalısınız. Normal ile anormalin farkını öğrenmeli, alınacak önlemleri iyi anlamalısınız. Evinizde sizi bekleyen sosyal sorunları hekiminize aktarmalı ve önerilerini almalısınız.
- Hekiminize not verin...
Ilk görüşmeden sonra hekiminizi tarafsız gözle değerlendirin.
Sizi yanıtları ile tatmin etti mi?..
Size ayrı bir insan olarak davrandı mı? Size ve duygularınıza saygı duydu mu? Yoksa sıradan bir hamile olarak standart tavsiyelerde mi bulundu?
Sizi ve sorunlarınızı anlamaya çalıştı mı?
Sorularınızı sizin konuşmanızı kesmeden samimiyetle dinledi mi? Her sorunuzu aynı önemi vererek yanıtladı mı?
Verdiği tavsiyeler aklınıza uygun geldi mi?
Herşeyden önemlisi size güven duygusu verdi mi? Sizi rahatlattı mı?
Bu soruların çoğuna evet diyemiyorsanız, yol yakınken hekiminizi değiştirin.

Ülkemizde Anne ve Yenidoğan Bakımı
Hamilelikte sağlık kontrollerinin en önemli amacı Anne ve Can ölümlerini azaltmaktır. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi ile Anne ve yenidoğan ölümleri ters orantılıdır. Diğer bir deyişle bu oranlar en iyi geliºmiºlik kriteri olarak kabul edlir.
Türkiye'de 1000 canlı doğumda bebek ölüm oranı 153 dür. Bu rakam Yunanistan'da 28, Ispanya'da 21, Japonya'da 12 dir. Bizimle aynı gelir sınıfına dahil Bulgaristan'da 33, Suriye'de 122 olarak bizden iyi durumdadır.
Anne ölüm oranı her 100 000 doğumda, Türkiye'de 207, Yunanistan'da 12, Bulgaristan'da 22, Suriye'de 280 dir.
Bizden kötü ülkelerde var. Örneğin Pakistanda bebek ölüm oranı 1000 de 300 ü bulurken, Anne ölüm oranı yüzbinde 600 dür.
Bu rakamlar Ülkemizin acı gerçekleridir. Sürekli ordu güçlerimizi karşılaştırdığımız Yunanistan ile esas gelişmişlik kriteri olan Anne ve bebek ölüm oranlarını karşılaştırdığımız zaman, ne kadar geri olduğumuz anlaşılacaktır. Bizim bu oranlarımız Avrupa Ülkelerinin 100 yıl önceki rakamlarından daha kötüdür. Diğer bir deyişle sağlık hizmetlerinde Ortaçağ'ın biraz ilerisindeyiz.

- Yeterli sağlık hizmeti almak ayrıcalıktır...
Bir hasta hekiminden neler bekler?..Onu o hekime getiren etken nedir?.. Ekonomik durum hamilelikte hekiminizi seçmede son derece önemlidir. Toplumumuzun büyük kesimi özel sağlık hizmetini seçebilecek durumda değildir. Sosyal güvencesi olanlar kendilerine uygun hastanelerde hizmet ararlar. Hiçbir sağlık güvencesi olmayanlar kendilerini anne çocuk sağlığı ile ilgili kuruluşların ellerine teslim ederler. Çok az bir kesim ise özel sağlık hizmetini alabilir.
Hastaneler bir Annenin beklentilerini karşılamakta mıdır? Bu soruya evet diyebilmek son derece güç. En fazla 5 dakika zaman ayrılabilir hastaya. Çoğu zaman tansiyon ve kilo bile ölçülmez. Genelde Annenin karnının büyüklüğüne şöyle bir bakılır ve Can'ın kalp sesi dinlenir. Şanslı olan bazı Anne'lere tetkik ve ultrason istenir. Ama çoğunluk bu hizmetten yoksun kalır.
Bir Anne'nin beklentileri ile hastanenin verdiği hizmet birbirinden çok ayrıdır. Anne Can'ının sağlam olup olmadığının anlaşılmasını ister. Bunu anlayabilmek için muayeneye yeterli süre ayrılması gerekir. Bu süre ise hiçbir zaman ayrılamaz. Bu durumda da Can'daki bir rahatsızlığı saptamak rastlantıya kalmıştır.
Anne bilgi ister, tavsiye ister. Halbuki bir soru soracak vakti bile yoktur. Hekim hızlı hızlı bir iki ilaç yazar ve sonraki hastaya yönelir.
Sonuç... Sonuç yıllardır değişmeyen Anne ve Can ölümleri, sakatlık oranları. Bu sistemde Annelere sağlık hizmeti vermek ile vermemek arasında pek bir fark yoktur. Verilen en yararlı sağlık hizmeti doğum sırasındaki hizmettir. Hastane ortamında doğum evde yapılan bir doğuma göre her zaman için daha sağlıklı ve güvenilirdir.

- Anne-Çocuk Sağlığı kuruluşları ne işe yarar?
Ülkemizde kurulan sistem amaca yönelik bir sistem değildir. Resmi sağlık kuruluşları hizmetlerinin amacının ne olduğunu bilememektedir. Annelerin beklentilerinin neler olduğunu ya da verilmesi gerekenin ne olduğunu pek düşünmemektedirler. Annenin tahmini doğum tarihi ne olacak, kansızlık var mı, tetanoz aşısı olmuş mu gibi sağlık istatistiklerini pek etkilemiyecek ayrıntılara takılmışlardır. Anne ve babanın eğitimi, sakatlıkların taraması, mikroplardan koruyucu önlemlerin alınması gibi temellerden çok uzaktadırlar...

- Özel sağlık hizmeti ne kadar yeterli?
Peki özel sağlık hizmetleri çok mu yeterli? Bu soruya da olumlu yanıt verebilmek gerçekten güç. Her hekimin standartı farklıdır. Genelde her hekim ultrasonu kullanır. Her gelişte hastasını ultrason incelemesi uygular. Ancak bu hekimlerin bu ultrasonu ne kadar bildiği, eğitimi nereden aldığı, sakatlıkları anlayıp anlamadığını hasta bilemez. Halbuki şu anda ülkemizde doğum hekimlerinin çok büyük çoğunluğunun ultrason eğitimi yoktur. Ayrıntılı inceleme yapamazlar. Hastaya yanlış güven duygusu verilir. Hasta doğal olarak ultrasona girdiğini ve Can'ının normal olduğunu düşünür.
Ultrason incelemesi yapıldığı halde sona aylarda, ya da bebek doğunca acı bir süprizle karşılaşabilir bazen.
Sonuç olarak ülkemizde gerek resmi, gerekse özel sağlık hizmetlerinin sorgulanması gerekmektedir.


Op.Dr.Orhan Doğan